Ege Üniversitesi Eğitim Fakültesi Özel Eğitim Bölümü Dr. Öğretim Üyesi Halil Öztürk, Dünya Down Sendromu Günü vesilesiyle Down sendromlu bireylerin biyolojik yapıları, eğitim süreçleri ve toplumsal yaşamdaki yerleri hakkında kapsamlı değerlendirmelerde bulundu.
“BİR EKSİKLİK DEĞİL, GENETİK VARYASYONDUR”
Down sendromunun biyolojik temellerini açıklayan Dr. Öztürk, “Down sendromu, bir eksiklik değil, doğanın genetik bir varyasyonudur; yani bir ‘fazlalık’ hikâyesidir. Down sendromu dendiğinde akla gelen ilk ‘+1 fark’, aslında bir eksikliği değil, biyolojik bir fazlalığı anlatır. Bu bir hastalık ya da düzeltilmesi gereken bir kusur değil; genetik bir varyasyon, bir yapı farkı olarak karşımıza çıkar” dedi.
“HER ÇOCUK ANNE VE BABASINA BENZER”
Down sendromlu bireylerin fiziksel özelliklerinin yanı sıra kendilerine has karakterleri olduğunu ifade eden Öztürk, “Down sendromlu bir bireye baktığınızda çekik gözler veya avuç içindeki tek çizgi gibi karakteristik izler görebilirsiniz. Ancak bu benzerlikler yanıltıcı olmasın; her Down sendromlu çocuk, her şeyden önce anne ve babasına benzer. Tıpkı hepimiz gibi, onların da kendilerine has bir karakteri, yetenekleri ve sınırları vardır” diye konuştu.
“ERKEN TANI VE BÜTÜNCÜL EĞİTİM HAYATİ ÖNEM TAŞIYOR”
Eğitim süreçlerinin planlı ve çok yönlü ilerlemesi gerektiğini vurgulayan Dr. Öztürk, “Doğumdan itibaren başlatılan erken müdahale programları; çocuğun fiziksel, bilişsel ve sosyal gelişimini desteklemeyi hedefler. Fizyoterapi ve dil terapileri, eğitim sürecinin ayrılmaz bir parçasıdır” dedi.
“TOPLUMDA YANLIŞ ALGILAR BULUNUYOR”
Toplumda Down sendromuna dair yanlış algıların bulunduğuna dikkat çeken Öztürk, “Yaygın yanlışların başında, Down sendromlu bireylerin hepsinin aynı özelliklere sahip olduğu ve öğrenemeyecekleri düşüncesi gelir. Oysa uygun eğitimle pek çok beceriyi geliştirebilirler. Ayrıca, bu bireylerin sürekli mutlu oldukları yönündeki algı da doğru değildir; onlar da herkes gibi farklı duygular yaşar, üzülür ve sevinirler” diye konuştu.
“YAPAY ZEKÂ VE DİJİTAL UYGULAMALAR UMUT VERİYOR”
Son yıllardaki bilimsel gelişmelere de değinen Dr. Öğr. Üyesi Halil Öztürk, “Yapay zekâ ve makine öğrenmesi temelli sistemler sayesinde daha erken ve doğru tanı konulmasına yönelik önemli ilerlemeler kaydedilmiştir. Dil ve iletişim becerilerini geliştiren dijital uygulamalar dikkat çekmektedir. Gerçek anlamda kapsayıcı bir toplumdan söz edebilmek için yalnızca farkındalık değil; doğru bilgi, tutum değişimi ve sistemli uygulamaların yaygınlaştırılması gerekmektedir” dedi.
Kaynak: Haber Ari / Ege Ajans
